10 Mart 2008 Pazartesi

Bu İş Bitti Gibi


Real Madrid'in, Raul'un kariyerindeki 200. golü attığı maçta Espanyol'u yenip Barca'nın evinde Villarreal'e yenilmesiyle fark birkaç hafta önce olduğu gibi tekrar 8 oldu. Barcelona'nın elleriyle ikram ettiği bu ikinci şansı, Şampiyonlar Liginden de elenmiş bir Real Madrid buradan sonra kaçırmaz. Barcelona'nın Bernabeu'ya geleceği 36. haftaya kadar iş bitmiş olur mu, fikstüre bakılırsa olabilir, ama olmazsa da Real o işi orada bitirip, ezeli rakibini yenerek şampiyonluğunu ilan eder gibi gözüküyor. Barcelona artık alttan gelen ve içerde bile yenemedikleri Villarreal'e 2.liği vermemeye bakar. Real'de Casillas Espanyol maçında Real formasıyla 300. maçına çıktı, Raul'da attığı 200 gol ile Real Madrid'in onursal başkanı Di Stefano'dan sonra takım tarihinin en golcü oyuncusu oldu. İstikrar, başarıyı da yanında getiriyor.

8 Mart 2008 Cumartesi

Mourinho'nun İntikamı



Önce geçen seneden itibaren süregelen iç çatışmaların yaşandığı Barcelona'da Rijkaard'ın, ardından çok kötü bir sezon geçiren Milan'da Ancelotti'nin son olarak da bu sezon da Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırma ihtimali kalmayan Real Madrid de Schuster'in yerine adı geçti. O sene başından beri ya İtalya ya İspanya diyor. İtalyanca ve İspanyolcayı akıcı bir şekilde konuşabiliyor ve en büyük arzusu bir İtalyan ya da İspanyol takımıyla gelip Stamford Bridge'de Chelsea'yi devirmek ya da kendi deyimiyle "öldürmek". Bir takımın tarihindeki en büyük başarıları kazandırmış gelmiş geçmiş en başarılı antrenörünün o takım için bu tür şeyler söylemesi ne kadar acıdır, fakat Mourinho'nun bu lafları etmesinin nedeni Chelsea düşmanlığı değil. Kendisinin yerine gelen Avram Grant'ı hiç tanımadığını, sadece 2 ay beraber çalıştıklarını ve kulübün hala kendisinin bir parçası olmasına rağmen Grant için hiçbir şey hissetmediğini söylemiş. Buradan da Stamford Bridge'e Chelsea'yi değil, Avram Grant'ı ya da başka bir deyişle kendisinin yerine onu getiren patron Roman Abramovich'i devirmek için gideceği çıkıyor. Mourinho seneye elbet büyük bir kulübün başına geçer ve biraz da şansı varsa onu Stamford Bridge'de görürüz.

Futbolda Şahin Gözü Dönemi


Geçen seneden beri futbolda kullanılması planlanan ve pilot rezerv takımlarda denemeleri yapılan Şahin Gözü sisteminin yaratıcıları bugün FIFA yetkilileri ile görüşecek. Premier League kulüplerinin desteklediği ve daha önceleri buna benzer ama daha basit bi uygulamayla gerçekleştirmeye çalıştığı sistem uygulamaya konursa bu futbol için bir devrim niteliğinde olacak. Tenis ve Kriket sporlarında halihazırda kullanılan ve çoğunlukla olumlu tepki alan bu sistem, saniyede 25 kare çekebilen tv kameralarının yerine saniyede 500 kare çekebilen özel kameraların yerleştirilip ve bu çekilen görüntülerin birçok bilgisayarın yardımıyla tek bir bilgisayara aktarılıp orada değişik açılardan çekilmiş bu görüntülere bakılarak topun çizgiyi geçip geçmediğine karar verilip bunun saha içine aktarılmasından oluşuyor. Tabi ki bu olayların hepsi en fazla 2 saniye içinde gerçekleşiyor ve hata payı yok denecek kadar az. FIFA'nın da sıcak baktığı bu sistem uygulamaya konursa futbola teknoloji sızıntısında start verilecek. Bu sızıntı hakemlik kurumunun ortadan kalkmasına kadar gidebilir.

UEFA'da İlk Tur Sonuçları ve İngilizler


Avrupa Kupalarındaki takımları yorumlarken İngilizlerin 7 takımla devam etmelerini ve Mayıs ayına 3 takımla girebileceklerini belirtmiştim bi önceki postta. Onlar tabiki yine zor olanı başardılar ve UEFA'daki 3 takımları da ilk maçlar sonunda turu tehlikeye attı. Bunlarında arasında mazereti en çok kabul görür olan Everton, Fiorentina'ya 2-0 yenildi İtalya'da, bu sezon zaten gidebileceği yere kadar gitmiş olan Bolton, Sporting'le berabere kaldı içerde ve gecenin belki de en felaket İngiliz'i olan Tottenham, futbol adına sezon başından beri ortaya hiçbir şey koymayan ve bu kadro ve oyun yapısıyla zaten istese de koyamayacak olan PSV'ye yenildi içeride gol atamadan. PSV büyük ihtimalle oyunu orta sahada sıkıştırıp hızlı adamlarıyla kontraya çıkmıştır, golü de Farfan atmış zaten. İkinci maçlar her türlü sonuca açık ama Everton 3 fark atamaz Fiorentina'ya, Bolton bir gol bulup üstüne yatarsa, Tottenham da Ramos geldikten sonra gösterdiği performanlardan birini sergilerse turu kapabilir. Gecenin diğer sonuçları;

Getafe - Benfica 1-2
Anderlecht - Bayern M. 0-5
Bolton - Sporting CP 1-1
Leverkusen - Hamburg 1-0
Marsilya - Zenit P. 3-1
Rangers - Werder B. 2-0
Fiorentina - Everton 2-0
Tottenham - PSV 0-1

6 Mart 2008 Perşembe

Turun Sürprizleri


Salı ve çarşamba gecesi oynanan 7 maçla Liverpool - Inter eşleşmesi haricinde Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline çıkan takımlar belirlendi. Schalke Porto'yu, Fenerbahçe de Sevilla'yı penaltılar sonunda geçerken, San Siro'da Milan'ı kitleyip son 5 dakikada işi bitiren Arsenal, Real Madrid'i Roma'da olduğu gibi Madrid'de de aynı tarifeyle 2-1 yenen Roma, evinde Olimpiakos'u 3-0 yenen Chelsea, Glasgow'da aldığı 3-2'lik galibiyetle avantajı ele geçirip Camp Nou'da da yeşil beyazlı rakibini 1-0 yenen Barcelona ve evinde bir diğer tek golle kazanan ekip olup Lyon'u eleyen Manchester United turu geçti.



Turu geçen 7 takım arasından Fenerbahçe ve Roma beklenmeyeni ve zor olanı başardılar ve güçlü İspanyol rakipleri Sevilla ve Real Madrid'i elediler. İspanyol'ların umutları artık Şampiyonlar Liginde Barcelona'ya, UEFA'da ise Getafe'ye kaldı. Bu ikisinin de yarı finalden öteyi görebileceğini sanmıyorum. Barca eskisi gibi değil Getafe ise Benfica karşısında sonlandırır Avrupa kupaları macerasını. Fenerbahçe'nin kurada Schalke'yi seçmeye bakması lazım çünkü onun dışındaki takımlar, takım karakteri olarak kaybetmeye alışık olmayan ve anca birbirlerini yenebilecek takımlar, özellikle de bu gibi stresin gittikçe arttığı turlarda. Ayrıca bir parantez de İngilizler'e. Liverpool'un da evinde Inter'e 2 veya 3 farkla yenilmeyeceğini varsayarsak Şampiyonlar Liginde 4, UEFA'da 3 takımları var. Bu iki büyük kupanın finallerindeki 4 takımdan 3'ünün İngiliz olması bile muhtemel. UEFA'da gecenin maçları bu gece oynanacak, o eşleşmelerden çıkıcak olanlar için tahminlerim ise; Bayern Münih, Fiorentina, Marsilya, Sporting CP, Werder Bremen, Hamburg, Tottenham ve Benfica.

3 Mart 2008 Pazartesi

Blatter'in Dediği Oldu


Bir başka önceki yazımın devamı da İspanya Futbol Federasyonu'nun (RFEF), hükümetin baskılarına rağmen erken seçim yapmayıp FIFA'nın sözünü dinleyeceğini açıklaması üzerine. Federasyon Başkanı Maria Villar yaptığı açıklamada FIFA'nın kuralları dahilinde yollarına devam edeceklerini ve hükümetin baskılarına boyun eğmeyeceklerini açıkladı. İspanya futbolu için yürek ferahlatan bir haber, kaldı ki Milli takımlar ve kulüpler bazında uluslararası müsabakalardan men cezası almaları gündemdeydi. Siyaset spora karışmasın zaten, bi orda eksik kalsın.

Bana Müsade


Zaragoza'nın bu seneki performansı ve teknik direktör değişimini işleyen bir yazı yazmıştım daha öncesinde. Ander Garitano 8 gün dayanabilmiş ve yerine Javier Irureta gelmişti. Acaba ne yapar dediğim Irureta'da 6 hafta dayanabildi ve kariyerini daha da yerle bir etmeden ayrıldı. Zaragoza, La Liga'da düşme potasının bir basamak üstünde son 4 maçında 4 mağlubiyet aldı, bunlara son maçtaki Levante mağlubiyeti de dahil. Son 7 haftada 3 teknik direktör yolladı (Victor Fernandez, Ander Garitano, Javier Irıreta) 4.sü henüz belli değil. Herhangi birinin elini bu kadar ağır bir taşın altına kolay kolay sokacağını da sanmıyorum, bayağı bir yüklü maaş vermeleri gerekecek yeni antrenöre. Sonuçta Zaragoza ligden düşmez fakat çok kara bir dönemden geçtikleri kesin.

2 Mart 2008 Pazar

Top 10 Öfke Krizleri



Telegraph, Gallas'ın, Eduardo'nun ayağının kırıldığı Birmingham maçındaki son dakikadaki penaltıdan sonra reklam panolarını tekmeleyip orta yuvarlağa oturup bir daha kalkmamasından yola çıkıp en büyük 10 sinir krizini sıralamış. Eric Cantona'nın 1 numara olması gerektiğini düşünürken onun üstünde 4 kişi daha görünce şaşırmadım değil.

1- Paolo di Canio
2- Antonio Cassano
3- Hossam Ghaly
4- Mido
5- Eric Cantona
6- Silvio Baldini
7- Giovanni Trapattoni
8- Alberto Malesani
9- Kevin Keegan
10- Sheikh Fahid Al-Ahmad Al-Sabah

Hepsi birbirinden ilginç bu görüntüleri açıklamayayım siz gidin izleyin istediğinizi istedim. Kısaca değinmek gerekirse Fatih Terim'in İngilizcesi Trapattoni'nin Almancası yanında mütercim tercüman seviyesinde kalıyor. Kuweyt Emir'inin Fransa'dan yenilen 4. golün haksız olması dolayısıyla takımını bir Dünya Kupası maçında sahadan çekmeye çalışması, Cassano'nun gözyaşları ve Alberto Malesani'nin rakip teknik direktöre kusurlu müdahelesi(!) de görülmeye değer.

Premier League'de Zirve Yarışı



İngiltere'de zirve yarışı kızışıyor. Arsenal'in ardarda kaybettiği puanların neticesinde Manchester United, başta Ronaldo'nun müthiş performansı ile hızla puan farkını kapatıp 1'e indirdi. Dün oynanan maçlarda Arsenal, Blackburn beraberliğinden sonra Bendtner'in son dakika golüyle Aston Villa'yla da berabere kaldı, Manchester United ise Harrods destekli Mısır sermayesi Fulham'ı 3'ledi. Fulham düşer bu sezon artık, El Fayed'de kurtaramaz. Arsenal menajeri Wenger, Villa maçından sonra, son dakikada gelen bu beraberliğin galibiyet niteliğinde olduğunu ve sezonun geri kalan kısınmları için çok olumlu bir puan olduğunu söyledi. Bizde olsa liderin kendi evinde son dakikada beraberliği kurtarması rezillik olarak nitelendirilir, bizde lider her maçı almalı(!)

29 Şubat 2008 Cuma

Lamine Diatta


İtalya'da İnter yıllarca her sene bir kadro çıkaracak kadar oyuncu katardı takımına, hatta İnter başkanı Moratti'nin oğlunun menejerlik oyunlarından adam beğenip babasına aldırdığı bile söylenir. Beşiktaş, İnter'in Türkiye versiyonu. Her sene bir ilk 11 düzer transferlerden, sonra Fotomaç Beşiktaş'tan 2 tane 11 kişilik kadro çıkıyor diye haber yapar bunları abuk mevkilere yerleştirip spor haberi yaptığını zanneder. Lamine Diatta sene başı transferlerindendi, alelacele sıkıştırdılar araya defansa takviye yaptık diye. Gürcan Bilgiç, Türkiye'ye gelmiş geçmiş en iyi defans olacak dedi, Popescu falan hak getire tabi. Şampiyonlar Ligi'nde madara olunca bir daha giremedi kadroya ardından da ara transfer döneminde çektiler ipini. Wigan Athletic'e gitmek üzereymiş. Burda oynayamadı Premier League'de ne yapar bilemem ama önümüzde bir Fabiano Eller ya da Milan Stepanov örnekleri olduğundan bekleyip görürüz, değerlendiririz.

28 Şubat 2008 Perşembe

Kritik Haftalar


La Liga'da kritik haftalara girildi. Lider Real Madrid'le Barcelona arasındaki puan farkı 2. Real Madrid son 4 haftada aldığı 3 malubiyetten sonra toparlanacaktır. Barcelona bu fırsatları iyi değerlendirdi ve şampiyonluk için umutlandı fakat Real Madrid'in buna izin vereceğini sanmıyorum. Huelva deplasmanına gidip, evlerinde düşüşteki Espanyol ile karşılaşacaklar. Barca ise üst sıraları vermek istemeyen ve son haftalarda ligin ilk başındaki o golcü, yırtıcı görüntüsü kalmayan Atletico Madrid deplasmanına gidip Camp Nou'da 3. sıradaki Villarreal'i ağırlayacak, yani hemen altındaki iki takımı. Bu kritik virajlardan kayıpsız dönerse o zaman bu 2 puanlık farkın gerçekçi olduğu konuşulabilir onun dışında ellerinde sadece Şampiyonlar Ligi ve Kral Kupası kalacak ki Kral Kupasında da ilk maçta evlerinde Valencia'ya yenilmekten ucuz kurtuldular. Rijkaard ya bu takımı potansiyeline ulaştırır ya da İngiltere için bavullarını hazırlamaya başlar, Avram Grant'ta memleketine dönsün, hiç ısınamadım zaten Mourinho'nun emanetçisi gibi ne o öle...

26 Şubat 2008 Salı

Komşunun Tavuğu...


Macar futbolunda akla gelen ilk futbolcu Ferenc Puskas, ilk takım Ferencvaros'tur. Her ne kadar isimleri benzese de bu ikisinin yolu hiçbir zaman kesişmez. Ferenc Puskas ülkesinde Kispest ve Honved'de oynadıktan sonra İspanya'ya gidip Kral Franco'nun sempatizanı olduğu iki takım Espanyol ve Real Madrid'in formasını giyer, futbolu bıraktıktan sonra 14 farklı takımı yönetir ve 2006 Kasımında hayata gözlerini yumar. Ferencvaros ise Macar liginde 24 lig, 20 kupa şampiyonluğu kazanır ve 2004 yılında kazandığı son şampiyonluktan sonra Temmuz 2006'da mali problemlerinden ötürü 2. lige düşürülür. Ardından devreye İngilizler girer ve geçen gün Macar'ların bu büyük kulübü 12 milyon euroya Sheffield Utd.'ın sahibine satılır. Şimdi adama demezler mi say bakayım Premier League'de oynayan kaç kulübün sahibi İngiliz diye?

No Country For Old Men



80. Oscar Ödülleri verildi pazar gecesi. Oldum olası merak etmişimdir neye göre verilir bunlar, nedir bunun kriteri arkadaşım diye sorasım gelir, susarım. Mesela bizim ülkeye neden Oscar'a aday olan filmlerden hiçbiri gelmez de hiç bir dalda aday olmayan "I Am Legend" veya "American Gangster" çarşaf çarşaf reklam yapar? Ya da geçen senenin oscarlarında "V for Vendetta" neden aday olmaz ki, bence müthiş filmdi. Bu sene koyunun olmadığı yerde "No Country For Old Men" aldı aday olduğu 8 daldan 4'ünü aldı. Daniel Day-Lewis ise söke söke aldı en iyi erkek oyuncu Oscar'ını, bir Johnny Depp zorlardı belki "Sweeney Todd" performansıyla. Bizim memleketteki popçuların yüzde 85'inden güzel sesi var Depp'in, kalıbımı basarım. Bourne Ultimatum'a 3 Oscar fazla geldi bence, devam filmi sonuçta. Bir de şu Juno'nun en iyi senaryo ödülünü kazanmasını sağlayan senarist bayan Diablo Cody enteresan bir bayan, göze de hitap ediyor, eskiden striptizciymiş, erotik telefon hatlarında da çalışmış. Gecenin sunucusu Jon Stewart'ı seviyoruz, Amerika'nın Metin Uca'sı gibi sanki. 81. Oscar'larda daha iyi filmler seçmelerini bekliyoruz Akademi'den.

24 Şubat 2008 Pazar

FA Cup Tottenham'ın


İngiliz futbolunun en prestijli kupası sahibini buldu. Yarı finalde Arsenal'i evinde 5-1 yenerek eleyen ve Juande Ramos'un gelmesiyle ligde ve kupada büyük çıkış yakalayan Tottenham, finalde de Chelsea'yi normal süresi 1-1 sona eren maçın 94. dakkasında Woodgate'in golüyle geçip kupayı kazandı. Drogba'nın ayak içi ile yaptığı "ölü yaprak vuruşu" görülmeye değerdi. Mourinho'nun gitmesiyle Chelsea, daha önceleri çizdiği yenilmez takım görüntüsünden iyice uzaklaşmış durumda. Zamanında bir şekilde oynadıkları bu gibi final ya da final havası taşıyan maçları kazanan takımın yerine sıradan bir İngiliz takımı gelmemesinin tek nedeni harcanan paralarla alınan büyük yıldızlar. Onların bireysel yetenekleri dışında çok sıradanlar. İsrail'linin, lig 3.lük ile bitirilip Şampiyonlar Liginde de en az final gelmezse kellesini alır Abramovich. Hatta yerine pos bıyıklı Valery Gazzaev'i de getirirse şaşırmam.

23 Şubat 2008 Cumartesi

Garip Bir Maç


Cumartesi sabahına Avrupa liglerinden bu maçla start verdim. Normal bir Premier League maçından herhangi bir farkı olacağını sanmadığım ve Arsenal'in gol yemeden 1 yada 2 farkla kazanacağını umduğum bir maçtı. Fakat işler daha maçın başında çığrından çıktı. 3. dakikada insanın insana yapmaması gereken bir hareketle Birmingham defans oyuncusu Martin Taylor, sanki saha dışından bir mevzusu varmış gibi, Arsenal'in Hırvat forvet oyuncusu Eduardo'nun ayağını kırdı ve oyundan atıldı. E Arsenal rahat alır bundan sonra derken 27 de Birmingham öne geçti, devreyi de önde bitirdi. Her ne kadar kulağa enteresan gelsede Theo Walcott Premier League'deki ilk gollerini Birmingham ağlarına yollayıp skoru 2-1'e getirdi. Bu kadar uzun süredir Arsenal gibi gençlere bu çok kadar şans verilen bir takımda oynayıpta ilk gollerini yeni atmış bir hücum oyuncusu Walcott, Wenger onu 16 yaşında almıştı Southampton'dan. Yanılmıyorsam geçen ay da onun gol atamaması ve takımdan gönderilip gönderilmeyeceği üzerine sorulan bir soruya, elbet bir tanesini atacaktır gibi güven veren bir cevap vermişti Wenger. 2-1'den sonra oyunu bildiğimiz Arsenal gibi rölantiye almyıp saldırmaya devam eden Arsenal Adebayor'la karşı karşıya bir pozisyon yakaladı, yanında bomboş koşmakta olan Bendtner'e vermek yerine kendi vuran Adebayor kaleciye takıldı. Bunda Bendtner'le geçenlerde saha içinde ettikleri kavganın etkisi var mı bilemem. Ama 92. dakikada Clichy'nin kaptırdığı topun ardından yaptığı penaltı ile 2-2'ye gelen skorun ardından Wenger'in bu ikilinin kulağını çekeceği kesin. Hele ki forvetten Eduardo gibi önemli bir seçeneğin eksilmesiyle sırtlarındaki gol yükü biraz daha artmışken.